KIRMIZI BİR AĞLAMAK VAR ŞİMDİ…

KIRMIZI BİR AĞLAMAK VAR ŞİMDİ…

 

Bir korkuysa eğer yüreklere yamanmaya çalışan, henüz diil zamanı…

 

Paramparça olmuş vücutlar ; henüz daha hayatın hangi sahnesinin güzel olduğunu bile bilemeden belki, savruldular kaldırım taşlarına…Ne garip, çok bilinmeyenli bir denklemin ortasına düştü sanki ateş…Kimler…Ne…Niçin…! Bildiklerimiz, bilemediklerimize gebe…Bir kısır döngü sanki yaşanan…

 

Hayat tüm koşuşturmacası ile sürüp giderken ve herkes kendi telaşının içindeyken birden durur zaman…Tam da o an’a takılı kalır gözler…Dehşet tüm kareleri esir alır…Dengesini yitirmiş bir insan misali, sendeler hayat…Sonrası acı…Sonrası sıkıntı…Sonrası isyan…! Ve arkada bırakılan onlarca soru…

 

Şiddet ve vahşet eylemi, aniden koskoca bir  sahnenin ortasına düşüyor…Kalabalığın içinden; gözleri örtülü bir ateş uzanıyor bedenlere…Kime denk gelirse artık…Kimi rastgele seçerse… Bir kız çocuğu ağlıyor şimdi evinde, bir büyümemiş kadın, iç çekiyor…Bir baba, evladının resimlerini seviyor belki yeniden gelir umuduyla...İnsanlar ölüyor…İnsanlar ölüyor ve geriye hep o kötü koku kalıyor…İçimizi ezen ve bizi sözsüz isyanlara sürükleyen…

 

Daha ne kadar geriye götürecekler bizi, ne kadar zaman daha korkular salacaklar yüreklerimize…Ne zamana kadar, huzursuz uykularla avutmaya çalışacağız gözyaşlarımızı…Sıradan mı gelmeye başladı, kanıksadık mı? Ya da ne bileyim toplum olarak bizler;  kendi göğsünü parçalamaktan ve yumruklamaktan öte, bir şey yapamaz mı olduk…Hiç istemediğimiz bir yere götürülmek üzere; elimiz kolumuz çekiliyor sanki, abanıyorlar var güçleriyle…Sadece yaşama telaşında olan onlarca insana bindiriliyor bu ağır yük, bu telaş, bu karmaşa…Çekilmek istendiğimiz yere gitmemek için ayak diremek adına hangi yolu seçmeli..? Ne demeli? Nicedir içimizdeki endişelerin kapağını açtık ve göremez olduk nereye doğru yol aldıklarını…Hiç istemediğimiz bir yere sürüklenir gibiyiz sanki…Toplum olarak daha ne kadar seyredeceğiz, bu kirli gölge oyununu…Daha ne kadar olmayanları oldurmaya çalışacağız…Daha ne kadar sorgulayacağız içimizdeki iyi niyetleri…

 

Bir korkuysa eğer yüreklere yamanmaya çalışan, henüz diil zamanı…

 

Masum insanları öldürmek ve korkular salmak sokaktaki insana, güzel günlerin umudunu tüketmek için sahneye oyunlar sürmek; oksijensiz bırakmak hayatı, tüylerimizi ürperten onca görüntünün sebebi olmak…Ne garip, aynalar yüzlerini gösterir mi, baktıklarında onlara; bize bunca acıyı yaşatmışken… Acıların çizgilerini yok edebilirler mi? Gerçeği tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpmışken, kara kalemle içimize çizdikleri lanetin kolları ulaşmaz mı; tam da kaçtım derken…Nasıl bir dünya’da yaşıyoruz sorusunu iyice büyütenler, neden kendi hayatlarının içindeki korkuları; yer edinememişliklerini; içlerindeki sevgi eksikliklerini;  masum insanlara zarar vererek ört pas etmeye çalışırlar…Kirlenmemiş tek bir şey kalmadı sanki artık…

 

Kırmızı bir ağlamak var şimdi…

Ama yine de güçlü olmak…

Bir çığlığın sesi olmak…

Yeniden ayağa kalkmak…

Bir olmak…birlik olmak…

Bu karabasanın içinde yok olmamak…


Yazar: Tuğba Kutsal
Tarih: 2008-07-29


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kütahya Aktüel Gazetesi (ekutahya.com)
http://www.ekutahya.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.ekutahya.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=133