Kendimiz Boyadık Ramazan
Resimlerini…
Bir resim çizelim gözlerimizle…Kocaman bir sofra…Etrafında birikmiş yüzler ve
gülüşleri…Birlikteliğin getirdiği huzur ve nefis kokuların uyandırdığı şükürler…
Onbir ayın sultanı ramazana yakışır şekilde hazırlanmış bir masa…Yaydığı kokuyla
kendini dayanılmaz kılan ve o izdihamın içinden ne emeklerle alınmış başrol
oyuncusu pide…Türk mutfağının en başı mağrur lezzetleri…Ve ramazanın gözdesi
güllaç tatlısı…Yüreklerin dinginliği ve sohbetin bolluğuda cabası…Ilık bir
rüzgar gibi masada dolaşan sevgi…
Masada küçük bir çift göz düşünün…Sabırsız…Kulağı caminin minaresinde…ilk
teravih namazını kılmış aksam elinden tuttuğu babasıyla…Sonrasında uyku mahmuru
gözlerle kalktığı sahurun ardından ettiği niyetle, tekrar dalmış uykunun o
sahiplenici kollarına…Gölge oyunu dedikleri hacivat ile Karagözü düşlemiş
eskilerden beri anlatılan…Kukla oyunlarını…Birde bayram kıyafetlerinin hayalini
saklamış yastağının en derinine ve el vermiş geceye…
İlk oruç…
İlk nefsine hakim oluş…
İlk iftar sevinci…
Sayfayı çevirelim şimdi…Yeni bir resme bakalım…Mutlu bir gelecek dediğimiz
çocuklar var yine sahnede…Koridorlarda kapıların ardından uzanıp bizi tutan
sesleri…Upuzun bir masa…Sandalyeler hali hazırda, içlerinde kimi zaman
yalnızlıklar büyüten minik bedenleri beklemekte…Devlet tarafından ellerinden
tutulan birçok yürek gelecek birazdan…Kimi ağlamaklı, kimi sessiz, kimi şen
şakrak…Rengarenk bir gökkuşağı masanın etrafını saracak…Şansını yitirmemiş
olanlar onlar…Hayatta hala bir umudu olanlar…Belki bir puan geriden başlamışlar
yaşam koşusuna ama yinede kimsesizler yurdu, darmadağın hayatlarının ışığı olmuş
tertemiz yüreklerine yansıyan... Masada ramazanın ayrıcalığına denk düşen bir
düzenleme…Kimi geceden sahura kalkmış, kimi özenmiş büyüdüm diyerek; sabah karar
vermiş ama işte oruç tutmuş çoğu, yüreğinde belki ilkleri yaşamanın
heyecanıyla…Kulaklar yine caminin minaresinde…Sabırsızlık yine almış başını
yürümüş…Eller dualara açılmış…Güzel bir gelecek umuduyla…
İlk oruç belki…
Yarım yamalak sevgiler…
Beklenen iftar topu…
Yinede umutlu hayat…
Şimdi kaba kuvvetin hüküm sürdüğü sokaklara gidelim…Sarılacak kimse yok…El
verilecek…İsyanların kol gezdiği, hayatların darmadağın olduğu sokaklar…Yine
küçük bir beden…Hep itelenmiş, acıya maruz kalmış, yüreğindeki çocukluğu yüzüne
yansıtma şansı verilmemiş, mor halkaların bezediği bedeninde nice oyunlarını
kaybetmiş bir çift ürkek göz…Ezan sesleri sokaktaki kimsesizliğin yerini almış;
iftar sofralarının heybeti, umutla beslemiş yüreciğini…Gitse…Oda bir kaşık çorba
içse, sebeplense…Kalabalıkların sıcaklığını hissetse, yalnızlığını unutsa, zaten
hep yarı aç olan bedenine, ramazanın şefkatini ve cömertliğini eklese… Cadde
kenarlarında kalmasa artık, minarelerden yansıyan aydınlıkla kaldırsa yüzünü
göğe…Bir minik el düşünün işte…Sahipsiz…Bakın etrafınıza…Sokak başlarına,
merdiven boşluklarına, tren istasyonlarının tenhalarına…mutlu olma dertleri yok
onların, oyuncaklarla oynama şansları, seçemedikleri barbileri, resimli
defterleri…onların sadece madur edilmiş bir hayatları var kuşku
götürmeyen…gördüğümüz, duyduğumuz , bildiğimiz ama beklide boşverdiğimiz…
Sayfada kalalım biraz…Sokaklarda…İhtiyacı olanlara verilen iftar sofralarının
kenarında olalım yine…Çocuklar…Hepsi doluşmuş işte, güvensiz ve her an kaçmaya
hazır…Bir lokma daha almak umuduyla…Yinede cıvıl cıvıl içleri, çocuklukları
gelmiş onca soğuğa inat…Bir ay var daha…Bir koca ay…Onbir ayın sultanı Ramazan
ya…Küpecikler var daha…Minik elleri yine havada…Bir sıcak ekmek umuduyla…
İlk açlıkları değil belki…
İlk yalnızlıkları…
Ve de ilk el açmışlıkları…
Dualara…
Kalem tükendi…Çizdiğimiz resimler ortada…Ramazan her yerde ayrı ayrı…Kimi sıcak
bir yuvanın sahipleniciliğinde…Kimi kalabalıkların içinde, yalnızlığının
bilincinde…Kimi de şehrin ışıklarının hiç aydınlatmadığı, o sokak aralarında…On
bir ayın Sultanı Ramazan geldi…isterimki umut olur her bir gönüle ve resmimizi
boyar en güzel renkleriyle…
Yazar: Tuğba Kutsal
Tarih: 2008-09-05