DENİZ FENERİ VE BEN
Geçenlerde, biraz da Ramazan ayının, o ikindi sonrasının ulviyetiyle, " İlâhî
Açlığın " verdiğıi huzurla, o halet-i ruhiye ile bir yazı kaleme almış ve :
Bazı arkadaşlarımın her ay , aksatmadan 5, 10, 20 lira gibi topladıkları
paralarla 30 - 40 kişilik bir grubun her ay bir garibin, bir fakirin yüzünü
güldürdüklerini yazmıştım.
İnanmadığım şeyi yazmam ve asla müdafaa etmem. Karınca kararınca bendeniz de,
çok küçük de olsa " Az veren candan " darbı meseli gereği oraya bir şeyler
vermeye gayret ediyorum.
Zaten, yazıyı kaleme alış sebebim de, yazıyı okuyan bir kardeşimiz:
" Şu andan itibâren ben de böyle bir işe soyundum. Arkadaşlar, sen, sen, sen,
her ay 10 lira vereceksiniz, paralar bende toplanacak, kime ve ne kadar
vereceğimizin kararını birkaç arkadaş beraber vereceğiz, bir fakir ve muhtaç,
amma kimseden bir şey isteyemeyen bir kardeşimizin gönlünü hoş edeceğiz." Der mi
acaba diye yazdım.
Nitekim, o yazıdan sonra bir çok kişiden teşekkürler aldım, sağ olsunlar. Ancak:
Biri vardı ki, bu yazının yazılmasına da sebep olan o oldu.
Kim olduğu pek önemli değil de, şöyle bir ileti yazmış: " Beyefendi, niyetiniz
iyi de, tam da DENİZ FENERİ hadisesi ortada dururken, medya bu olayla toz
dumanken, senin böyle bir fikir öne sürmen yanlış " buyurmuş.
Tam " Dam üstünde saksağanlık " bir yazı. İran'lıların bir deyimi vardır, meâlen:
" Men ne çalırem, kitarim ne söylir " derler.
Ben de, hem o teklifimi bir daha yenilemek, önceki yazımı okumayanlar için
fikrimi tekrar etmek, hem de daha önce kaleme aldığım bir şiirimi sizlerle
paylaşmak için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim..
Ola ki, rakik bir yürekte bir yara da ben açarım ve bir güzelliğe sebep olurum.
Yalnızca, tek kişinin kalbini kıpırdatmak bile bana yeter, inanın.
Hele şu Ramazan ayının son haftasında. Hele bir ikindi sonunun İlahi Açlığının
güzelliğinde, duygusallığında.
Allah, herkesin duasını ve ibadetini kabul buyursun, efendim.
YAKAR BENİ
Yine hazan geldi memleketime,
Soğuktan üşüyen el yakar beni.
" Odun, kömür bitti " diyen anaya,
" Paramız yok " diyen dil yakar beni.
Çayla, ekmek, zeytin, üç öğün yemek,
Daha fazlasını getirmez, emek.
Çok acı veriyor, bunları bilmek,
Sofram da var ise, bal yakar beni.
Her kapıyı çalıp, sorabilseydim,
Olmayana yakıt verebilseydim,
Her bacada duman görebilseydim,
Sobada buz tutmuş kül yakar beni.
Rabbim bana verse bolca parayı,
Sarsam bin gönülde binbir yarayı,
Kursam gönüllere sevgi sarayı,
Paylaşılmaz ise mal yakar beni.
Derdini diyemez boynu bükükler,
Hele Ramazan da bir şeyler bekler,
Fakir çocuklarla, hele bebekler,
Öksüz, yetim, garip, dul yakar beni.
Zekât, fitre, eşya, verelim bu ay,
Vermenin zevkine erelim bu ay,
Mutlak bir gönüle girelim bu ay,
Çalınmaz kapıda zil yakar beni.
El açana değil, açmayana bak,
Işısın gönüller, bir mum da sen yak,
" Kul hakkıyla gelme " diyor, Celle Hak,
Allah yakmaz belki, kul yakar beni
İsa Kahraman
Yazar: İsa Kahraman
Tarih: 2008-09-26