NEREDEYDİK, NEREDEYİZ ?

NEREDEYDİK, NEREDEYİZ ?

" Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur " demeyin lütfen.
Yanlışım varsa düzeltin, hoş görün.
1930 lu yıllar. Yer: Dolmabahçe Sarayı. Saray, olağanüstü günlerinden birini yaşıyor. Zira: Yugoslavya Kralı Aleksandr misafir ve misafirin şerefine Cumhurbaşkanımız Gazi M.Kemal yemek veriyor.
Bütün Devlet Erkânı yemekte.
Kral, bir ara, Atatürk'e şirin görünmek için olsa gerek:
- Ekselans: Eğer İngilizlerin iğvasına kapılmış olsaydık, 1919 da İzmir'e biz girecektik " der.
" Ne diyeceğini değil, ne duyacağını düşün " derler. Gazi, umursamaz bir şekilde:
- Geçmiş olsun Ekselansları " der. Yani: Yunan geldi, İtalyan, Fransız, İngiliz geldi de sonları ne oldu, sen gelseydin, seninde hesabını görür, defterini dürerdik " demek istemiştir her halde.
İşte, o yemekte yine o kralın başına bir hal geldi: Nasıl mı?
Garsonlardan biri, yemek servisi yaparken kralın kucağına yemek döktü, yanlış hatırlamıyorsam spagetti türü makarna idi.
Koskoca yemek salonunda bırakın kaşık çatal sesini, nefeslerin bile duyulduğu bir sessizlik.
Atatürk garsona ne diyecek, ne ceza verecekti?
Atatürk ise, yine hiçbir şey olmamış gibi, sakin bir şekilde krala dönerek:
- Ekselansları: Lütfen kusura bakmayınız. Ben bu millete her şeyi öğrettim, ama, UŞAKLIĞI öğretemedim. Bakın en iyi garsonumuzun hatasına.
Garsona dönerek:
- Oğlum biraz daha dikkatli ol, Hadi işine bak. Der. Yaverine de:
- Ekselanslarını yan odaya götür, elbisesini değiştirsin."
Kral o gün iki kere " Mars " olmuştur. Atatürk o andaki cevabı ile: Hem kendisinin, hem garsonun, hem de Türk Milletinin şerefini kurtarmıştır.
Biz, o yokluk yıllarında bile böylesine şerefli ve gururlu idik.
Bendeniz, Türkiye'nin bütçesinin 17 milyar lira olduğunu hatırlıyorum, gazetede okumuştum, ilkokul yıllarımda.
Bugün " İhracatımız 100 milyar doları geçti " diyor hükümetimiz. İyi de: Mevlana'nın bir sözüne ne buyurulur:
" Evet. Tencerende et kaynıyor, ancak şerefin taşmış, dökülmüş "
Böyle bir toplumdan nasıl bu hale geldik. Bir yanda AB, ABD, İMF. Diğer yanda içeriden PKK, DTP, şerefimizle, haysiyetimizle, Türk'lük gururumuzla oynuyorlar ve görünen o ki, elimizden de pek fazla bir şey gelmiyor.
İsmet Paşa'nın bir sözüdür: " Namuslular da namussuzlar kadar ses çıkarsalar, bir çok şey düzelir " mealindedir.
Son 50 yılımızı hatırlayan ben diyorum ki: " Evet, epeyce yol katettik, fert olarak, devlet olarak bir yerlere geldik, bunlar birer kazanımdı".
Ancak: Kazandıklarımızdan fazla da kaybettik gibi bir his var içimde:
Birazını şiirle aktarsam:
 

Şükür olsun, karanlıklar,
Zâil oldu, tan göründü.
Şehid, veli, nice ervah,
Emir bekler, can göründü.

Yurt mübârek, vatan güzel,
Kanı tere katan güzel,
Şehid olup yatan güzel,
Kazdım yeri, kan göründü.

Gayrılardan medet umma,
Uyanık ol, gözün yumma,
Hepsi ayrı cevher amma,
Yavuz Selim Han göründü.

Avrupa'mı, o ağyardır,
Sende varsa, onda vardır,
Yaran varsa, dosta sardır,
" Kör" ü gitti, " Nan " göründü.

Ermeni'den çektirdiler,
Türk'e çok kan döktürdüler,
Kürd'e nifak ektirdiler,
Diyarbakır, Van göründü.

Rus'un meyli bize akar,
Suriye'den Arap yakar,
Cümle kem göz bize bakar,
Bakışları yan göründü.

Al bayrağa selam dur da,
Feda olsun, ona yar da,
Cümle varlık gitsin yurda,
Bir de Kahraman göründü.


Yazar: İsa Kahraman
Tarih: 2008-11-19


Bu Köşe Yazısının yer aldığı yer: Kütahya Aktüel Gazetesi (ekutahya.com)
http://www.ekutahya.com

Bu Köşe Yazısı için adres:
http://www.ekutahya.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=182