DEĞİRMENDE UN KOKUSU
Ne zaman bir un çuvalı görsem hemen aklıma gelir ve mahçupça gülümserim.
Serde köylülük var. Herkesin köyü gibi benim köyümde çok güzeldir. Hoş, suyu
azdı, arazisi sulanmazdı, kıraçtı, âhım şâhım bir ormanı yoktu, biraz meşelik,
gerisi çalılıktı.
Sebze, meyve yetişmezdi, yetiştirmeyi de bilmezdi sakinleri. Yabani erik, ahlat,
dağlarda bolca böğürtlen ve kızılcık, yöresel adı ile kiren vardı. Ve bir "
Bütün bunlara rağmen köyünün neresi güzeldi " derseniz, o köy benim köyümdü de
ondan güzeldi derim.
Yalnız, benim bir şansım vardı: Bizim kendimize ait " Su Değirmeni " miz vardı.
Hani şu artık " Kaybolan Meslekler veya, Kaybolan Zenaatlar " diyebileceğimiz
bölüme giren zamanın un fabrikaları.
Köyümüze 5-6 Km. mesafede Karaman Çayı denilen çayın üzerinde kurulu, ecdattan
kalma, " Tek Taşlı ", azırlık bir su değirmeni.
Değirmenin alt tarafında kendimize ait tarlalar vardı. Çeltik bile ekildiğini
bilirim. Sulanabilir olduğu için herkesin gıpta ettiği mısır, fasulye, domates
filan alabiliyorduk.
Değirmeni Dedem çalıştırıyordu. Fakat asıl usta yakın köylerden belli bir " Hak
" karşılığı çalışan Reşit Emmi idi. Yaşlı, sakallı, fakat değme gence taş
çıkartacak kadar sağlam bünyeli idi. Değirmenin taşını " Dişemek " tabir edilen,
özel çekiçlerle un öğütebilmek için diş açma işini yüzlerce kilo ağırlığındaki
taşla oynardı adeta.
Değirmenin üst tarafında " Bent " denilen küçük bir barajı andıran göl
bulunurdu. Su, bentten ark denen su yolu ile oluğa, ordan değirmenin alt çarkına
basınçla gelir, çark taşı döndürür, buğday iki taşın arasında un olurdu.
Bilhassa yaz aylarında babam, Dedemlere yardım amaçlı beni köye yollardı, zira
ben şehirde ilk okulu okuyordum. Benim de hoşuma gitmiyor değildi köy hayatı
doğrusu. Özellikle çok sert mizaçlı olan babamın korkusu zail olduğu için
kendimi rahat hissediyordum.
Hele değirmene gittiğimiz zaman daha da mutlu oluyordum. Çünkü: Mısır ve "
Gumpiri " dediğimiz patatesi ateşte közlemek hoş oluyordu. Bir de bunun üzerine
balık tutmanın zevkine pâyan olmazdı. Öyle olta balıkçılığı filan değildi
balıkçılığımız.
Değirmende müşteri olmazsa, bentten değirmene gelen suyu kestik mi, kilolarca
balığı toplayıp giderdik. Veya, özellikle sel sonrası kaya diplerinde oluşan su
birikintilerinde çamurları karıştırıp balıkların oksijensiz kalmalarını sağlar,
su yüzüne hava almak için başlarını çıkardıklarında toplardık.
O gün yine amcamla değirmene gitmiştik. Üstüm başım pırıl pırıldı. Şehirden yeni
gelmiştim. Üzerimde ilk defa alınan koyu yeşil takım elbisem vardı.
Değirmenin nasıl çalıştığını merak etmiştim ve dikkatli bir şekilde etrafı
inceliyordum. Paçaları her daim sıvalı ve yalınayak gezen Reşit Emmi arada bir
değirmenin un dolan haznesine geliyor, ahşap kürekle biraz un alıyor, dikkatle
kokluyor ve başını iki yana sallayarak ve hayretle: " Allah Allah " deyip
gidiyordu.
Bir aksilik olduğunu anlamıştım amma neydi. Unda olmaması gereken bir koku vardı
galiba.
Birkaç kere bu işi tekrarlamış ve bende de müthiş bir merak uyandırmıştı. " Niye
kokluyordu, un nasıl kokuyordu ki Reşit Emmi memnun değildi"
Dayanamadım, ve bir ara üstüm başım un olmasın diye büyük bir dikkatle unluğa
yanaştım, zar zor tahta küreği aldım, unla doldurup koklamaya başladım.
Doğrusu ilk koklamada pek bir şey anlamamıştım. Yeniden bir daha koklamaya karar
verdim, burnuma iyice yanaştırdığım kürekteki unu, derin bir nefes alarak
kokluyordum ki:
Küreğin altına biraz da sertçe gelen bir darbe ile üstüm başım, hatta burnumun
içi ve ağzım dahil unla dolmuştu. İlk şaşkınlıktan sonra Reşit Emmi'nin
kahkahalarla güldüğünü gördüm. Tahta küreğe eliyle alttan vuran oymuş meğer.
Hem gülüyor, hem de " Buna Değirmenci Oyunu derler evlat, babanın zenginliği
para etmez, her şeyi merak etme, unun un gibi kokacağını bil " diye de nasihatte
bulunuyordu.
Rezil olmuştum, Reşit Emmi'den ziyade Amcama kızmıştım. Kapıda hem gülüyor, hem
de " Benim çocukluğumda bana bu numarayı yapmışlardı, seni de tongaya düşürmek
için saatlerdir uğraştı Reşit Emmi " demez mi.
Çok utanmıştım, o gün o kızgınlıkla balık ta tutmadığım gibi, amcamın tuttuğu
balıkları da sanki elimden düşürmüşüm gibi bendin yanından geçerken suya atmış
ve amcamdan bari intikamımı almıştım aklımca.