|

|
|
SON YORUMLAR |
|

|
|
|
haberci: Emekliler üvey evlat mı? (3/9) haberci: 'Yanlıyım Çünkü Kütahyalıyım' (17/1) Ziyaretci: Bazı Okul İsimleri Değişiyor (15/12) Ziyaretci: 1987/2 TERTİP ERLER YEMİN ETTİ (12/12) Ziyaretci: Emet Esnaf Odaları Pilot Bölge (3/12) Ziyaretci: AKP İŞSİZLİĞİN ''İ'' SİNİ BİLE AĞZINA ALMASIN! (28/9) Ziyaretci: AV. TÜNÜR’E SEVGİ SELİ (8/9) Ziyaretci: AHMET ERBAŞ; ''BİZİM DAVAMIZ BU ŞEHRE HİZMETKAR OLMAK” (26/7) Ziyaretci: SP İl Başkanı Şaban Sağdıç: ''Değiştiler, Hemde Çok Değiştiler'' (20/7) Ziyaretci: “AKP bu rezalete son versin” (19/7)
|
|
|
|

|
|

|
|
KÜNYE |
|

|
|
|
SAHİBİ Kütahya Aktüel Gazete ve Reklamcılık Hizmetleri Adına Hasan DEMİR YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Hasan DEMİR YÖNETİM YERİ Cumhuriyet Caddesi Avcılar İşhanı Kat:4 - KÜTAHYA Tel&Faks: 0(274) 223 20 28 E-Mail: kutahyaaktuel@gmail.com
|
|
|
|

|
|
İRTİCAL VE AŞIK GÜLŞÂNÎ İsa Kahraman
Tarih: 4 Ağustos 2008 Pazartesi
İRTİCAL VE AŞIK GÜLŞÂNÎ
Kimi zaman günlük hayatımızda bile kullanırız: " İrticalen bir konuşma yaptı,
irticalen bir hutbe okudu, irticalen bir şiir söyledi, irticalen bir türkü çalıp
söyledi " gibi.
Bir dostum anlatmıştı:
" Doğu illerimizden birinde sunucu olarak sahnedeyim, yöre aşıklarını sahneye
davet edeceğim. Salon dolu, özellikle ön sıralarda normal olarak PROTOKOL tâbir
edilen zevat, yani ilçenin ileri gelenleri oturuyor.
Şimdi huzurlarınızda aşıklarımız. Kendileri İRTİCALEN ÇALIP SÖYLEYECEKLER
dememle birlikte ön sıradakilerden biri hışımla ayağa kalktı ve " Beyefendi
burada İRTİCAYA İZİN VERMEYİZ, AKLINIZI BAŞINIZA ALIN, BAŞKA BİRİ ÇIKSIN SAHNEYE
" deyip, beni güya bir güzel haşladı ve kanunlara nizamlara, memleketine ve
yurduna ne kadar sahip çıktığını gösterdi ( ! )
Beyefendinin biraz sakinleşmesini bekledikten sonra İRTİCA ile İRTİCAL
kelimelerinin ne manaya geldiğini, irticanın geriye yönelme, gericilik manasına
geldiğini, irticalin ise, Düşünmeden, hazırlanmadan, içten geldiği gibi şiir
söyleme veya beste yapma olduğunu izah ettim. Utanmıştır her halde."
Sözü Aşık Gülşani'ye getirecektim.
Uzun yıllar orman teşkilatında çalıştım. Kısaca ORMANCI tabir edilen, özellikle
ormanların korunmasında görevliydim. İşimin gereği sık sık " Kamu Tanığı "
olarak mahkemeye çıkıyordum. Gele gide hakimlerle de yakınlık teessüs oluyordu.
Sulh Ceza Hakimi Lâtif Bey ismiyle müsemma bir gönül insanı idi. Edebiyattan,
şiirden anlardı. Bir gün keşfe giderken sordu:
- Sizin şiirle uğraştığınızı biliyorum. Âşık Gülşani'yi duydunuz mu ? " dedi.
- Gülşenî'yi duydum, Gülşani'yi duymadım, efendim " dedim.
- Zaten 10 - 15 kadar şiiri var elde, diğer yazdıkları ve her hangi bir divanı
filan yok, duymamanız, okumamanız normaldir dedi. Anlatmaya başladı.
" Hemşehrimdir, yani Kayseri'lidir. 17. Y.Y. şairlerindendir. Bilhassa bir
dörtlüğü, bir rubaisi var ki okunmaya değer. Hele kendini bilmezler için yerinde
bir şiirdir " dedi ve ricam üzerine hikayesi ile birlikte anlatmaya başladı.
" Üstad, her şair gibi fakirdir. Arada bir İstanbul'a gider, saraylarda,
konaklarda bilhassa kış mevsiminde şiirler, naatlar, methiyeler söyler, CÂİZE ve
İHSAN adı ile verilen paralarla bahara köyüne dönermiş.
Bir İstanbul seferinde sarayda yüksek mevkide görevli bir hemşehrisi Gülşani'yi
konağına çağırır. Kendisi gibi yüksek seviyedeki dostlarını da konağa davet
eder. Misafirler neden çağırıldıklarını bilmemektedir, onlara sürpriz
yapacaktır.
Geniş bir salon. DEVLETLÛLAR yerlerini almışlar, salonun giriş kapısının hemen
yanında ve tabii iç tarafında diz üstü, Gülşani oturmakta.
Salona en son giren Devletlulardan biri kapıdan girince aşığımızı görür ve tam
salonun ortasında ev sahibine eli ile " Bu da kim " manasında işaret eder ve
yine eli ile oradan def edilmesi kabilinden işaret buyurur.
Gelen misafir ayakta olduğu için Gülşani'ye tepeden bakmaktadır. Gülşani işareti
almıştır. Kendisine mahçupça bakmakta olan ev sahibini de, kendisini de bu
durumdan kurtaracak, devletluyu da rezil edecek meşhur rubaiyi İRTİCALEN
söyleyiverir.;
TARASSUT ETMEYİ SANMAYIN Kİ BİR ÂLÎ NESEBDENDİR,
OTURMAK MECLİS-İ PA'DA, HÂYÂ İLE EDEPDENDİR.
TARASSUT EYLEDİ GERÇİ TEBBET, MÂFEVK-İ İHLAS'A,
LÂKİN, BİRİ METH-İ İLÂHİ, BİRİ ZEMMİ LEHEB'DENDİR.
Meâli: İnsana tepeden bakmayı ,yüksekten bakmayı asalet sanma, soyluluk sanma.
Meclisin ayak ucunda oturmak haya ve edep göstergesidir. Gerçi TEBBET süresi
kendisinden çok yüksek olan İhlas sûresinden evvel geldiği için tepesinden
bakmış sayılır amma. Aşağıdaki İhlas sûresi Alla'ın güzelliklerinden
bahsederken, onun tepesinden bakan Tebbet sûresi Ebu Leheb'in pisliklerinden
bahseder, hangisi asildir.
Devletlu hatasını anlamıştır. Şiir o anda adeta bir bomba etkisi yapmıştır.
Gülşani'nin ellerini öpmeye çalışan Devletluya onun ellerini öperek karşılık
veren Gülşani şairliğini isbat etmiştir."
Şu anda cemiyetimizde de bu şekilde insan sayısı çok. İnşallah gerekli dersi
alırız.
İsa Kahraman isakahraman57@hotmail.com
Bu köşe yazısı 88 defa okundu. Toplam 514 kelime
[ Geri Dön: İsa Kahraman ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|
|
|
|
|
|

|
|
Kaç kişi gelmiş |
|

|
|
|
Şu ana kadar 425283 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: 08 Mayıs 2007
|
|
|
|

|
|