KARAR GÜNÜ MÜ, HESAP GÜNÜ MÜ?
Hangi ırk , kavim, din, meslek, meşrep ve topluluktan olursak olalım akıl
denilen nimetle donatılmış bir insan olarak, zamanın akışı, hayatımızın her
aşamasında geleceği planlayan düzenleyen zincirleme kararlar vermek
mecburiyetini birlikte getiriyor.
1 Eylül günü 2008 yılının Ramazan ayı başladı. Bir eylüle yaklaşırken ömür denen
gerçeğin hangi çağında olursak olalım bugün özel bir karar vermek ihtiyacı
doğdu. Temyiz kudretini haiz, iyiyi kötüden ayırt etme gücü olan her kişi oruç
denen bir ibadet ile sorumlu kılınmış.Ben şu yaşadığım döneme kadar ramazan
geldiğinde orucumu tamam olarak tuttum, bugün de tutacağım diyebilirsiniz.Hayır
geçmiş yıllarda ramazan orucunun bir kısmını tuttum., düşe kalka bölük pörçük
tutmaya çalıştım bugün tam olarak tutmalıyım diyebilirsiniz.Veya ben bugünkü
yaşıma kadar orucu hiç tutmadım, tutmayı da lüzumlu görmedim, fuzuli ve boş bir
emek olarak gördüm ve tutmadım, ama bugün tekrar şapkamı önüme koyup düşündüm,
başımı iki ellerimin arasına koyduğumda bu yanlışmış, yaşadıklarım ne kadar
gerçek ise öleceğim de o kadar gerçek. Benim için ölüm denen bir gerçek var,
onunla har an, bir ay sonra, bir gün sonra hayır bir dakika sonra yüz yüze
gelebilirim, bugün oruç tutmaya başlamalıyım da diyebilirsiniz.
Eylül ayı Ramazan ayı olmakla birlikte bizim için aynı zamanda eğitim ve öğretim
yılının başladığı zaman dilimi, 1 Eylül'de eğitimin birinci basamağına ayak
basan mini miniler okulu sınıfı, öğretmeni ile tanıştılar.Büyüklerden bir hafta
önce yarışa başladılar. Milli Eğitim isabetli bir karar ile böyle bir uygulamayı
başlattı tebrik ediyoruz, hem küçükleri hem milli eğitim yetkililerini.
Ben de bir öğretim yılının başında hem yüksek okul ile hem de bir başka ramazan
ile yüz yüze geldim.Hem yaşadığım şehirde uzakta idim, hem de çevrem
değişmişti.Ramazan orucu ile ilgili bir karar vermek mecburiyeti doğdu. Ben
geçmiş yıllarda ailemin yanında olduğum gibi ramazan orucumu tutmalı mıyım,
yoksa Türk insanına hala empoze edilmekte olan aydın insan, bilinçli insan oruç
tutmaz fikrine uyup, oruç ile yolculuğumu sonlandırmalı mıyım? O zamanın
İstanbul'u batı kültürünü birinci sırada alan bir şehir olarak, Kütahya'ya, hele
köyüme asla benzemiyordu.Kütahya'da ya da onun bir kasabasında ramazan ayında
herhangi bir (hastalık, yolculuk, dayanıksızlık gibi) sebeple oruç tutmasanız,
insanların bulunduğu yerde gündüz vakti yeyip içmeniz mümkün değildir.Siz iyi
gelişmiş müslüman bir toplum deyin bir başkası da böyle medeniyetsiz bir şehir
ya da kasaba olur mu desin.Bugünlerde moda olan tabiri ile mahalle baskısı
desin.Gerçekten bir yol ayrımına geldiğimi hissetmiştim.
Orucun ve hazırlığının başladığı sahur vaktinde yemek pişirip, yavrum kuzum
diyerek beni uyandıran annem yada babam yanımda değildi.Oruç tutuyor musun
tutmuyor musun diye ilgilenen aile büyükleri, beni tanıyan konu komşu da yoktu.
Milyonlarca insanın yaşadığı İstanbul'da yalnızdım. 1972 yılında Ramazan ayının
geldiği pek belli olmayan Kütahya öğrenci Yurdu'da sadece akşamları yemek
çıkıyor saat 10 den sonra da yemekhane ve kantin kapanıyordu.Birlikte
İstanbul'da üniversitede okumaya karar verdiğim orman fakültesi öğrencisi
arkadaşımla istişare ediyorduk.Sahurda yemek yiyemediğimize göre oruç tutmak
istesek dayanabilir miydik? Sadece akşam yemeği (iftar) ile ramazan orucunu
tutabileceğimize karar verdik ve uyguladık.Allah'a şükürler olsun, bugün
hatırladığım en çok haz aldığım oruçlardan, en iyi ramazanlardan biri olarak
hafızamda kaldı.
Söz buraya gelmişken bu dönemde yaşadığım gördüğüm bir olayı anlatmalıyım.
Öğrenciliğin ikinci yılında aynı yurtta birlikte kaldığımız bir arkadaşım
ramazan ayı boyunca dışarı lokantaya gidip yemek yemedi, çay meşrubat benzeri
şeyleri içmedi, akşama kadar çalışma salonunda birlikte ders çalıştık.Benim
gayri ihtiyari olarak dikkatimi çekti ve kendisine "akşama kadar bir şey yiyip
içmiyorsun, bari niyetlen de orucunu tutmuş olursun" dediğimde bugün
hatırladığımda hala beni etkileyen, üzen, başımı döndüren sözünü
unutamıyorum."Arkadaş yemiyorum içmiyorum doğru ancak oruç tutmak içimden
gelmiyor!"
Ramazan ayını yaşadığımız bugünlerde ölüm ötesinden Allah'a hesap verileceğini
haber veren bir kitabın mesajına inanan insanlar olarak karar vermemiz
gerekiyor.14 Milyon öğrencinin öğretime eğitime başladığı bugün ben bunlara ne
kadar yardım edebilirim? Ne kadar örnek olabilirim, ne kadar elinden tutup yol
gösterebilirim? Kaniatın yaratılış sebebi ve övüncü, Allah'tan "inanmış olarak
ölenin cennete gideceği" müjdesini getiren son elçinin öğüdünü hatırlamalı değil
miyiz?
"Bir hurma ile de olsa bir oruçluya iftar ettiriniz"
30 Binden fazla üniversite öğrencisini barındıran bir şehrin insanları olarak,
yarın ülkemiz için üreten ve yöneten insanlar olacak bu öğrencilerimizi,
konuklarımızı, Kütahya'da kaldıkları sürece Allah'ın bir misafiri olarak
ağırlamamız, yol ayrımlarına geldiğinde doğru karar vermesini sağlamak üzere
öğütler vermemiz, yardım etmemiz gerekmez mi?
Evliyalar yurdu Kütahya'nın sakinleri olarak;Gözleri görmeyen, kulakları
duymayan, kalpleri mühürlenmişlerden olmadığımızı ispat etmemiz gerekiyor