ÖĞRETMENİM ŞEKER VER!
Yıl 1967 bir kasaba ortaokulunun ikinci sınıfında,elinde ciltli kalın kitaplarla
derse giren öğretmen sınıfa soru sordu. Siz Müslüman mısınız?.Orta ikinci sınıf
yaşına gelmiş öğrencinin, gencin kişilik parametrelerinden büyük çoğunluğu
oluşmuştur.Öğrenciler kendi kendilerini bir an sorguladılar. Ben müslüman
mıyım?Ben Müslüman olmasına müslümanım ama bundan sonra hangi sorularla
karşılaşacağım? Sınıf ceviz yutmuş hindi, ya da dut yemiş bülbül gibi sus pus
oldu, uzun bir düşünceye daldı. Hoca tekrar sordu, siz Allah'a inanıyor musunuz?
Sorular, siz şeytana inanıyor musunuz, siz meleklerin varlığına inanıyor
musunuz, sizi peygambere inanıyor musunuz? Siz Kur'an ne diyor diye okudunuz
mu?Siz öldükten sonra yeniden dirileceğinize inanıyor musunuz? Öldükten sonra
hayat var mı? Öldükten sonra sevapları kim paylaştıracak, suçlulara kim ceza
verecek, asker ve polislere orada kim maaş verecek diye sorular devam eder gider
ancak bu sorulara cevap verecek bir öğrenci çıkmaz."Bu kurumuş kemiklere kim can
verecek kim diriltecek diyenlere söyle, onlara bidayetinde (evvelinde ) kim can
verdi ise O can verecek de." Öğüdü kimindi?Öğrenciler kimi edebinden, kimi
korkusundan,kimi cehaletinden bir cevap vermeye yönelemezler.Öyle ya öğretmen en
bilgili insandır. Öğretmen en çalışkan insandır. Öğretmen en dürüst
insandır.Öğretmen anadan babadan da değerli bir insandır.Hatta öğretmenin yiyip
içtiği, uyuduğu, tuvalete gittiği de görülmemiştir. Bu soruları soran, insan
değil bir melek olabilirdi. O zaman bu sorulara bir cevap vermek doğru olamazdı.
Bu sınıfın öğrencileri 1938-1950 yıllarında Rus Politeknik okullarının taklidi
olarak kurulan Köy Enstitülerinde yetişen öğretmenlerle muhatap olan öğrenciler
kadar şanssız değillerdi. Enstitü mezunu öğretmenler ilkokul seviyesindeki
sınıfa sorar; siz Allah'a inanıyor musunuz? Sınıf hep bir ağızdan cevap verir,
eveeet. Hep birlikte Allah'tan şeker isteyin..."Allah'ım bize şeker ver,
Allah'ım bize şeker ver"…Cevap yok, şeker de yok.Şimdi bana şeker isteyin. Sınıf
hep bir ağız dan "öğretmenim şeker ver, öğretmenim şeker ver". Öğretmen oturduğu
masanın çekmecesini açar ve hazırladığı şekerleri tüm öğrencilere dağıtır.
1915 Martı'nda Çanakkale'de eşi benzeri görülmemiş bir savaş meydana gelmişti.
Anadolu Türk Ocağı'ndan Tuna boylarına binlerce serdengeçtiler gitmiş
dönmemişti. Kırım Türklerini Rus Çarları yok etmeye yönelince yavuklusuna bile
veda edemeden koşarak giden Sinan'lar da dönmemişti.Derne'ye Dobruk'a şimdi
ortaklık kurmaya çalıştığımız Avrupa Birliği devletleri çöl sıcağından kavrulmuş
insanlara saldırdığında; onları korumaya Selanik doğumlu Mustafalar,Erzurum
doğumlu Ahmetler, Aliler koşmuştu.Geriye künyeleri gelmişti.Yemen'e, Hicaz'a
İngilizler saldırmış İstanbul'dan, Van'dan, Diyarbakır'dan Muş'tan Hasanlar,
Hüseyinler koşmuştu. Ora Yemen'di. Gülü çemendi, giden gelmiyor acep nedendi?
Yemen'den gelen çantasında bir çift kundura ile bir de fesi vardı.
Yıl 1915' e geldiğinde artık, Anadolu'dan cepheye gidecek askerlikle yükümlü
insan kalmamıştı.Ölmek sırası, şehitlik sırası bu millete yol gösterecek, ilim
irfan öğretecek, doğruyu yanlıştan ayırt edecek öğretmene, doktora, hakime,
mühendise gelmişti.İngilizler, kolonisi olan Hindistan'dan, Afrika'dan, İslam
tehlikede diyerek kandırdığı Müslümanları gemilere bindirmiş,Gelibolu'da ,Seddülbahir'de,
Conkbayırı'nda bulunanlara kurşun sıktırıyordu. 18 Mart 1915'te İngilizler
Çanakkale Boğazı'ndan geçememişti ama yaklaşık beş yüz bin kişi ölmüştü. İki yüz
elli bin Türk şehidi, bu millete rehberlik edecek olan aydını idi. Elinde
meş'ale ile millete yol gösterecek öğretmenlerin tamamı şehit olmuştu.
Bir öğretmen arkadaşım anlattı. Orta Asya'daki Türki cumhuriyetlere gezi yapmış
ve ana okulu ve ilkokul seviyesindeki okulları gezmişler.Öğrencilerin eğitim
gördüğü ve barındığı binaların tuvaletlerinde ihtiyaç görülen yerler oda veya
kabin şeklinde değil.Çocuklar tuvalet ihtiyacını giderirken birbirlerini
görüyorlar. Rus Aydını'nın bir deneyelim dediği 1917 Rus ihtilali ile gelen
zihniyet, 2008 de Türki Cumhuriyetlerde karanlığını sürdürüyor. Ülkenin
yöneticileri çağdışı, ilim dışı, insanlık dışı böyle sapık bir düşüncenin
kalıntısı olarak bu uygulamalara devam ediyorlar."Çocukta haya, utanma duygusunu
kaldıralım ki bundan sonraki ateist fikirleri kolayca kabul etsin!"
1915 Mart'ındaki öğretmen harbinde şehit olanların yerini, Rus politeknik
okullarının taklidi köy enstitüsü mezunu öğretmenler ve onların yetiştirdiği
öğretmenler mi alacaktı? Bunlar mı millete rehber olacak?
Hayır! Kainatın Övüncü Rehberi'nin, " Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz",
"İlim kadın erkek her müslümana farzdır""İlim müslümanın yitik malıdır nerede
bulursa onu alır"diyen öğüdüne, şeksiz şüphesiz inanan bir milletin anne
karnında başlayan ilim gayreti mezara hatta kıyamete kadar sürecektir.
İslam kalmak Millet'in tarihi kararıdır.
1075-1134 yıllarında yaşamış olan Zemahşeri, hazırladığı Kur'an tefsirinin
çoğaltılması için yardım istemek üzere devrin hükümdarına gittiği sırada, yolda
rastladığı yörük obası beyinin anasından aldığı öğüt üzerine yoldan geri
döner."Evlat sen Fatiha'yı okumadın mı? Orada ne diyor? Yalnız sana inanır,
yalnız senden yardım dileriz, bizi nimet verdiklerin yoluna ilet, sapıkların
yoluna değil diyor!"
Kur'anı tefsir eden büyük bir alimin, ana karnından Kur'an sesi duyarak
başladığı ilim yolculuğu, mesleğinin ilminin zirvesine eriştiğini sandığı anda
dahi; bir anadan dersini alarak devam ediyor