Haydi toparlan artık, gidiyorsun…!
Nasılda geçiyor zaman… Hoşgeldinlerle karşılanmış,
neşeli şarkılarla buyur edilmiştin… Hayat akıp gidiyordu ve bir yeni başlangıç
hissi dolanıyordu içimizde… Neydi değiştirmek istediğimiz? Hayata olan
inancımızı yeniden kazanmak için mi gidişini bekliyorduk yoksa gidişinle
üzerimizden kalkacağını sandığımız o tüm ağlayışlar, yoksunluklar ve
çaresizlikler, gelen yeni yılla birlikte yeni bir umuda mı dönüşecekti…
Hayat ile ilk tanıştığımız günden beri fark edebildik
mi acaba onca koşuşturmanın içinde yoğrulurken günler, aslında ne kadar az şeyin
derinine inebildiğimizi… Büyüme telaşlarımız vardı öncesinde, minik minik
emekleyerek, düşe kalka, dokunarak ve durmadan sorarak anlamlandırmaya
çalışıyorduk yaşamı… Ana kucağından ayrılışımızın bedeliydi sendeleyişlerimiz,
ağlayışlarımızsa elde etme hırsının ilk sinyalleri… Henüz fakirleşmemişti
duygusal hayatımız yinede; elini uzatandı sevdiğimiz, çocukça oyunlarımızdı
masumiyetimiz…
Kaçamadık büyüdük… Okul telaşlarına bulandık,
sınavlarda yorulduk, kendimize küçükte olsa bir yer edinmek için çabaladık
durduk… Öylesine hızlıydı ki koşuşumuz, tutabildiğimizce koparıyorduk yaşamdan
bir şeyler… İçimize işliyordu öfke nöbetleri artık, hırslar, yer edinme
çabaları; ruhumuzu ele geçirmeye başlamıştı çıkar savaşları, acımasızlıklar,
adam asmacalar ve bitmek tükenmek bilmeyen hoyratlıklar…
Nasılda geçiyor zaman… Bir film şeridi oldu işte sana
gelişimiz… Sıkıca kavramaya çalıştığımız yıllar, bir bakıyoruz ki çabucak
kayıveriyor avuçlarımızdan… Yaralanan yüreklerimizle giyiniyoruz yılları… Sarı,
mavi, yeşil, mor…Her rengi alıp ta, süslemek istiyoruz büyütüp beslemeye
çalıştığımız yarına dair umudu…Bilmem kaç zamandır heves ettiğimiz o tatile
çıkmak, sevilenlerle düş kurmak, kırılgan yüreğimizin üşümelerini dindirmek,
bedenimize yapışmış monotonluktan biraz olsun kurtulmak ve nefes almak istiyoruz
beklide…Acemisi olduğumuz gülüşlere değirmek yüzümüzü, düş nöbetlerinde yolumuzu
şaşırmak, güneşi üzerimize çekmek, her yanımızı saran o küf kokusundan arınmak
ve bilmek aslında duyumsayarak yaşadığımızı dolu dizgin…
Haydi, toparlan artık gidiyorsun…!
Bak yeni bir yılın ayak sesleri duyulur oldu
yakınlardan… Sırtımızı sıvazlıyor hayat, hadi yine iyisiniz dercesine… Bir dolu
zaman daha var sanki önümüzde, biliyormuşçasına ne kadar süre daha soluk alıp
vereceğimizi… Göz kapaklarımıza gelip oturan onca zamanın yorgunluğu diilmi ve
bilinmezliği aslında yarının bir serçe kanadı kırılganlığında olduğunu…
Sakladığımız yüreğimizi biraz daha ön ayak etsek diyorum, tozlu raflarda
unuttuğumuz sevda romanlarını parıldayan gün ışığına armağan etsek artık ve
bilsek uğruna dövüşmek zorunda olduğumuz bir hayatımız olduğunu…
Hoşgeldinlerle karşılayacağız bak yine seni… Eskisini
gönderiyoruz ya, neşemiz tamda yerinde. Köşe bucak herkesten kaçırdığımız iyi
dileklerimiz, dudaklarımıza yapıştı yine… Kocaman harflerle yazacak, altını
kalın kalemlerle çizeceğiz senin ve yeminler edeceğiz bu senenin diğerlerinden
farklı olacağına… Ama sonrasında… Yine bilmeyeceğiz kıymetini belki ve bize
tanınan bir şans daha olduğunu senin…
Haydi toparlan artık gidiyorsun...!
Kapıda kalmasın 2010…
Gözlerimizi kısarak bakıyoruz ardından senin…
Suçu sende arıyoruz yapamayıp, yaşayamadıklarımızın,
Bir nefeslik ahımızı sana yüklüyoruz...
Bu yılda diyoruz böyle geldi geçti işte…
Umutlar yenisine…
Hoş geldin diyoruz gülümseyerek yepyeni yılımıza…
Uzanıp dokunuyoruz gözlerimizi kamaştıran ışıltısına…
Tuğba KUTSAL